Diğer Sitelerimiz :
 
E-Posta :  Şifre :  Ana Sayfa - Forum Ana Sayfa - Üye Ol - Şifremi Unuttum
Forum Ana Sayfa
Kültür, iletişim ve medya -  Medya İletişim Kültür
Bu konuya yeni bir mesaj göndermek için tıklayınız  
eagle
Anadolu Yakası
Yaş : 39
Cinsiyet : Bay
Kayıt : 26 Nisan 2008 Cumartesi
Durum : Offline
Medya İletişim Kültür 29 Temmuz 2009 Çarşamba 21:57:12
İDEOLOJİ, BİLİNÇ, HEGEMONYA        



Eleştirel iletişim ve kültür kuramının son yıllarda gelişimi onu, ideoloji, bilinç ve hegemonya kavramları ile birlikte gündeme getir­di. Bu önemli kavramlar, her biri biricik ve diğerinden farklı bir vur­guya ve role sahip olsa da birbiriyle bağlantılı ve iç içedirler.

ide­oloji, iletişim içinde ifade edilen bir fikirler sistemi; bilinç grupları ya da bireyler tarafından taşınan duygular, kamlar, tutumlar toplamının temelini oluşturmaktadır ve hegemonya da egemen ideoloji aktarını, bilinç biçimlendirmesi ve sosyal iktidar deneyimi aracılığıyla işleyen bir süreçtir.



İDEOLOJİ

En genel ve aklı başında anlamıyla ideoloji, düşüncenin -tüm değerle­rin, yönelimlerin ve teknolojik olarak dolayımlanmış olan ve kişilera­rası iletişim aracılığıyla ifade edilen fikirsel bakış açılarının biçimlen­me eğilimlerinin örgütlü duruma gelmesidir.

Örgütlü düşünce asla masum değil ide­olojiler kendi kökenleri ve ilişkileri ile (ki bunlar yeterince açık olma­salar bile) içinde yer aldıkları kurumsal ilişkiler ve bu ilişkilerin kuru­luş amaçları tarafından müdahaleye uğrayabilirler.

Kamusal bilgi ve benzerinin sürekli manipülasyonu, onun yaratılarının maddi ve kültürel çıkarlarına dayanmaya yardımcı olan uyuşturucu bir baskın ideoloji inşa eder. Baskın ideolojilerin üreticileri ise giderek bir "bilgi eliti" haline gelmektedirler. Onların güçleri ya da egemenlikleri ise doğrudan doğruya tercih edilen fikir sistemlerini kamusal olarak de­ğerlendirebilme becerilerinden kaynaklanmaktadır. Böylece ideoloji, yeniden sunulduğunda ve iletildiğinde gücünü ortaya koyar.

Toplumsal kuramda eleştirel bir kavram olarak ideolojinin köken­leri 18. yüzyıl sonlarına, Fransa’ya dek gider



İDEOLOJİ VE KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI

Bazı ideolojiler, kitle iletişim araçları tarafından daha bir yüceltilerek, meşrulaştırılarak, ayrıntılı olarak ele alınırlar ve geniş izleyici kitlele­rine ikna edicilik ve parıltılı bir çekicilik içinde dağıtılırlar. Bu süreç­te seçilen fikir yıldızları özgün anlamlarını her geçen gün daha da pekiştirerek ve toplumsal etkilerini artırarak sürekli önem kazanmakta­lar

Egemen ideolojilerin etkili biçimde yayılması, idealleştirme ve ara­cılaştırma olmak üzere iki temel imaj sisteminin kullanım stratejileri­ne bağlıdır.



FİKİRSEL İMAJ SİSTEMLERİ

Daha çok dil ve diğer iletişim kodları gibi, fikirsel imaj sistemleri özel yorumları (semantik) öneren ve tercih eden örgütlenmenin (sentaks) karmaşık içsel biçimle­ri ile birlikte fikirsel temsilin birimlerinin bir araya gelmesidir. Kitle iletişim araçları, özellikle de televizyon belli grupların çıkarlarını savu­nan politik söylemi, onların da sahip olduğu kodlar aracılığıyla yayar ve onları bir zevk biçimi içerisinde meşrulaştırır

Medya, imajları baskın ideolojinin varsayımlarıyla birlikte ve onlara uygun olarak yorumlar ve sentezler. Söz konusu imajlar, insanların kendi toplumlarının en temel özelliklerini bile nasıl anlamlandırdıkla­rına büyük ölçüde etki eder.

Ticari reklâmcılık, yalnızca tercih edilen ideolojilerin savunucusu, göndericisi ve pekiştiricisi olmakla kalmaz, aynı zamanda çoğunlukla karşıt yönde güçlü birtakım kanıların bulunmasına karşın, daha iyi bir dünya yaratmada ürünlerin ve hizmetlerin katkıda bulunduklarını ile­ri sürer

Reklâmcılık, toplumsal sınıfı, işçileri, sisteme katkılarından dolayı sembolik olarak ödüllendirmek yoluyla toplumsal yapının pekiştiril­mesine hizmet etmekte. Böylece sistemin kendisi daha da meşrulaştı­rılmaktadır.

Medya içeri­ği doğrudan hükümet tarafından sponse edilmemekte ya da yönetim­deki çoğu kişinin fikirleri doğrultusunda oluşmamaktadır. Onun ide­olojik tonları ve yansımaları basitçe de tanımlanamaz. Bu gerçek, ide­olojik etkinin açıklanmasına yardım eder. Diğer yandan otoriter re­jimlerdeki diktatörler, denetimlerini sürdürebilmek için bilgiye ulaşıl­masını ve iletişim teknolojilerini sınırlandırırlar

Modem iletişim teknolojileri, dünyanın her tarafındaki farklı yaş­taki, farklı toplumsal sınıfa ait, çeşitli kültürlerden insanlara belli bir­takım değerleri, bakış açılarını ve fikirleri iletirler. Bu arada özellikle genç çocuklar heyecanlı medya kullanıcısıdırlar

Dil gibi diğer iletişim kodları da gündelik toplumsal etkileşim ve ideoloji düzleminde öğrenilir ve güçlendirilirler. Aynı şekilde günde­lik, rutin toplumsal ilişki içinde de bunlar normal, alışık olunan sıra­dan şeyler haline getirilirler. Onlar, aynı zamanda toplumsal uzlaşma süreçleridirler. Kitle iletişim araçlarının ideolojik temsilleri, izleyicile­rin gündelik yaşamı içinde kavranmakta, yorumlanmakta, yaratılmakta ve kullanılmaktadırlar.



BİLİNÇ



Toplumun en güçlü kurumlarına dek uzanan ideoloji aktarımı yo­luyla etki altına alınan bilinç, düşünceyi süzebilmekte ve insan etkin­liği üzerinde etkili olabilmektedir. Hatta izleyiciler, kitle iletişim araç­ları tarafından sunulan fikirleri açıkça reddetseler bile, bunu, ancak söz konusu fikirler, belli ideolojik kalıplar içinde biçimlendirildikten, kendilerine sunulduktan ve hatta söz konusu fikirler üzerinde adama­kıllı durup düşünmeleri sağlandıktan sonra yaparlar. Elbette ki bilinç, durağan değildir, esneklik ve biçimlenebilirlik özelliğine sahiptir. Do­layısıyla bilincin hem kitle iletişim araçları tarafından hem de diğer bilgi kaynakları tarafından biçimlendirilmesi olasıdır. Bununla birlik­te bilinç, aynı yöndeki düşünce ve toplumsal davranışa etki etme yol­ları içindeki ana akım medya tarafından dağıtılan ve oluşturulan ide­olojik temaların kaçınılmaz kalıplaşmasını yansıtmaktadır. Bunun da ötesinde bilinç oluşumu her zaman açık ya da bilindik değildir.



BİLİNÇALTI



Medya mesajları açık olmaktan çok kapalıdır ve ilk aşamada farkında olmak merkezli yorumlama niyeti söz konusu değildir. Dolaylı ve örtük farkında olmanın ideolojik etkisinin uç bir örneği bilinçaltısal iknadır

Son yıllarda altbilinçsel ikna kamunun ilgisini yaka­lamış ve algılama psikolojisi içindeki bazı akademik çalışmaların ko­nusu durumuna gelmiş bulunmaktadır

Altbilinçsel mesajlar reklâm metinlerine ve diğer medya içeriğine sinmiş durumdadırlar. Onlar genellikle altbilinçsel değerlendirmeye açık olma arzularına dikkat çekilerek, bir ürünün çekiciliğinin artırıl­ması yönünde tasarlanırlar. Freud’un psikanaliz kuramından çıkarak güdüleme ilkeleri üzerine temellenen altbilinçsel mesajların ikna edi­ciliği onların, açığa çıkan cinsel enerjinin yeniden bastırılması için bi­linçaltını harekete geçirmek ve "ölüm isteği"ni çekicileştirmek beceri­lerinden kaynaklanır.

Altbilinçsel ikna biçimine yönelik olarak her ne kadar önemli öl­çüde dikkat gösterilmekte ve söz konusu ikna yöntemi, aslında bazı hü­kümetler ve endüstri örgütleri tarafından tartışma konusu edilerek ya­saklanmaktaysa da bizler onun hakkında bilimsel nitelikte çok az bil­giye sahibiz.



GEÇİCİ VE UZAYSAL BİLİNÇ




Anna İnnis, kitle iletişimin ne ima ettiği­ni inceleyerek işe başlar ve onların gönderenlerinden, üretim zaman­larından ve bağlamlarından çıkan mesajların ne içerdiği üzerinde du­rur. Dolayımlı mesajlar, bir dizi mekânlar ve durumlarda ve birçok farklı zamanlarda çok sayıda insan tarafından alınırlar. Böylece mo­dem kitle iletişim araçları zamanın ve uzayın biricik teknolojik kuşatmasını olanaklı kılarlar.

Hegemonya bir toplumsal grubun diğerleri üzerinde egemenlik ya da güç kurmasıdır

Hegemonya "güç tarafından yapılandırılan söz konusu iliş­kiler alanındaki egemenlik ve bağımlılığı içerir". Ama he­gemonya daha çok da toplumsal gücün kendisidir. Başka bir deyişle o, bir güç kazanma ve sürdürme yöntemidir.

Hegemonya kavramını borçlu olduğumuz İtalyan aydın Antonio Gramsci materyalist Marksist kuramı ideoloji alanı içerisinde daha da genişletir. Ülkesinin faşist yönetimi tarafından tutuklanmasının ardın­dan hapishaneden yazdığı yazılarında Gramsci, toplumun üst yapısı üzerinde önemle durur ve onun ideoloji üreten kurumlarını anlam ve güç düzeyindeki mücadele içinde değerlendirir

Böylece eleştirel ku­ramdaki değişim, kapitalist toplum temelinden (ekonomik temel) uzaklaşma ve giderek olgunlaşmakta olan egemen fikirlere yönelme bi­çiminde gerçekleşir.

Gramsci’nin ideolojik hegemonya kuramına göre kitle iletişim araçla­rı yönetici seçkinlerin, zenginliklerini, güçlerini ve konumlarını (ken­di felsefelerini, kültürlerini ve etik değerlerini yayarak) sürdürmekte kullandıkları araçlardır. Bu araçlar gerekli öğeleri bi­reylerin bilincine başka türlü orada asla yer alamayacak şekilde öyle­sine yerleştirirler ki bilinç, onları asla ret edemez. Çünkü bu öğeler söz konusu toplumsal kültürde olabildiğince derin bir paylaşım alanına sa­hiptirler.

Dolayımlı ideolojiler, etkili bilgi dağıtımı yapan araçlarla ilişki içindeki bir sistemi tarafından desteklenmekte, güçlendirilmek­te, toplumsal ve kültürel gerçekliğin her yanına yayılan toplumsal pra­tiklere dönüşmektedirler. Mesajlar, okullardan, iş dünyasından, siyasal örgütlerden, ticari birliklerden, dini gruplardan, ordudan ve bunların tümünü birlikte ideolojik olarak ambalajlayan medyadan çıkan statü­konun destekleyicisidirler. İdeolojik etkinin bu karşılıklı değerlendir­me ve karşılıklı pekiştirme süreci, hegemonyanın temelini oluştur­maktadır

Hegemonya düşünce ve eylemin doğrudan bir uyarıcısı değildir. Ancak Stuart Hall’e göre o, gerçekliğin (egemen sınıf içindeki) tüm tanımlarını kapsayan ve sunduğu bütün seçenekleri de egemen sınıfın düşünsel ufkundan alan bir olgudur

Toplumdaki ekonomik gücü de­netleyenler bunların etiketlenmesi, değerlendirilmesi ve açıklanması­na ilişkin (ve aracılığıyla) bir söylem sağlamak için kitle iletişim araç­larını kullanırlar

Ancak hegemonya ideolojik değerlendirmenin dışında bir olgun­luk kazanmış değil. Egemen ideolojik akımlar, sonuçta en temel sosyal birimlerimizin etkinlikleri içinde yeniden üretiliyor olmalılar. Bütün bunlardan sonra denebilir ki Gramsci’nin hegemonya kuramı, ideolojik temsili kültüre bağla­maktadır.

Hegemonya, işleyişte olmasa bile insanlar tarafından birtakım il­keler, kurallar ve kendi çıkarları yönünde istediklerinde inandıkları yasalarla yönetilmek için ortaya konan, mala dayalı bir uzlaşmayı ya da sözleşmeyi ifade eder. Toplumsal rızayla yapılan denetim, zor kulla­nılarak yapılmak istenen denetimden çok daha etkili bir araç olabil­mektedir

İdeoloji, bilinç ve hegemonya gibi anahtar kavramları ta­nımlama çabası içine girerek onların modem insan iletişimi süreçleriy­le ilişkilerini tartışmaya çalıştım. Egemen ideolojiye özel dikkat çeke­rek ideolojik temelin, toplumsal gücü deneyimlemek için nasıl kulla­nıldığını anlatmaya uğraştım. Bu arada fikirsel ve dolayımlı (teknolo­jik ve toplumsal) imaj sistemlerinin ve ideolojinin ikna edici etkisi­nin altını çizdim. Bireysel ve ortak bilincin, bir bakıma ideolojik tem­silin kalıplarını, kültürel temaların gelişmesini, algılanmasını, zaman, uzay ve uzam kavramlarını yansıttığı üzerinde durdum. Kurumsal dü­zeydeki bağımlılıklar, metinsel benzeşimlerin üretimi, daya­nağı ve ideolojik hegemonya süreçlerindeki eylemin ve düşüncenin yaygın egemen biçimlerini inceledim.

Aslında egemen ideolojiler, birleşik kodlar değillerdir. Medya be­timlemeleri çeşitlilik ve çelişki içermektedir. Dahası temsilin ve tek­nolojik araçsallığın etkileri önceden kolayca öngörülemez. Kitle ileti­şim araçları ve bilginin diğer kamusal yayıcıları tarafından ortaya ko­nan bakış açılarına bütünsel bir toplumsal tepki söz konusu değil. Ege­men ideolojiler hegemonik olarak ekilirler ve ana akım bilincin oluş­masına katkıda bulunurken, insanoğlu, bireysel, izleyici grubu olarak bir ailenin, bir işçi grubunun, öğrenci grubunun, resmi ya da resmi ol­mayan toplumsal grupların üyesi olarak kitle iletişim araçlarını kulla­nırken ve yorumlarken, her zaman mesaj göndericinin beklentisine tü­müyle karşılık gelen bir tepki göstermez. Öte yandan ana akımın dışın­da kalan (bazen radikal) ideolojiler, alternatif medyanın yayılmasına aracılık ederek alternatif (bazen yıkıcı) toplumsal modellerin gelişmesine de yardımcı olurlar. Böylece onlar ideoloji, medya ve toplumsal etkinlik, uyum ve karşı çıkışın tüm alan­larını kuşatırlar. Bu çalışmada da bu karmaşık güçlerin nasıl örgütlen­diği, toplumsal güçle nasıl ilişkilendirildiği, gündelik yaşamımızın kül­türel olarak konumlandırılan zaman ve uzamıyla nasıl bütünleştirildi­ği üzerinde durulacaktır.



TOPLUMSAL KURALLAR VE İKTİDAR



Nasıl ki fizik alanda yolumuzu sürdürmek için kafamızda çeşitli ha­ritalar var, toplumsal alanlarda da gerekli uzlaşma ve bütünleş­meyi sağlamak için zihinsel rehberlere sahibiz.



KURAL



Kural, herkese tanıdık gelen bir terim. Kurallar genellikle bize, nelerin yapılması gerektiğini, nelerin yasak ve neyin nasıl yapılması gerektiği­ni söylerler.

Kural koyanların da kuralları vardır. Hat­ta radikallerin, kralların, ev kadınlarının, aklın ve karmaşanın da ku­ralları vardır. Yalnızca bu kadar da değil. Kurallara karşı olanların, ku­ral bozuculuk yapanların da kuralları vardır. Birçok kural, resmi kanal­lar aracılığıyla düzenlenirken ve sunulurken, kuralların geniş bir ço­ğunluğu çok nadir olarak resmileştirilir. Toplumların kültürel alt ya­pısını inşa edenler, toplumsal işleyişin resmi olmayan kurallarıdır. O halde bu demektir ki kural, antropoloji, dilbilim, sosyoloji, siyaset bi­limi ve iletişim gibi akademik disiplinler içinde de merkezi bir kuram­sal kavram olarak belirmektedir

18. yüzyıl Alman düşünürlerinden İmmanuel Kant’ın öncü yazıla­rının ardından, kurallar, anlatımın oluşturucusu haline geldiler. Onlar, toplumsal gerçekliği belli biçimlerde açıklayarak, inşa ederek, düzen­leyerek, dünyayı bizim için önceden yorumlayarak insanın eylem ve düşünüşünün olası biçimlerini ortaya koyarlar. Kural, sembolik temsi­liyete verdiğimiz anlam ve rutin olarak karşılaştığımız toplumsal kalıp­lar aracılığıyla yapılanan bir ilkedir

Kurallar kalıplaştırılan toplumsal etkinliği vurgulayan ve geliştiren kişilerarası eşgüdümün anlamlandırılmasına da öncülük eder



TOPLUM YAŞAMINDA KURALLAR



Çoğumuz genellikle toplumsal kurallara isteyerek itaat ederiz, özel­likle de çok sayıdaki sözsüz kurallara. Bu nedenle düzensizlikler berta­raf edilir ve toplumların süreğen işleyişi sağlanır. Toplumsal rollere itaatte başarısızlık zaman zaman patolojik ve sapkın işlevsel bir davra­nış olarak değerlendirilir. Ama burada çok dikkatli olmalıyız. . İşlev­sellik adına yapılan değerlendirmelerin taraflılığı da olasıdır



İKTİDAR



Kurallar, ideolojik temsilleri otorite ile ilişkilendirilerek, egemen ideolojileri meşrulaştırır, biçimlendirir, onların egemenliklerini sür­dürmelerini kolaylaştırırlar Kurallar aynı anda otoriteyi hem yansıtır hem de pekiştirir.

Kurallar açık ve örtük anlamlandırmalar yoluyla toplumsal davra­nış kalıplarını etkilerler

Kurallar rutin iletişim etkinliği içerisinde so­mutlaşırlar. Kişisel ve aracılı iletişimin her ikisi tarafından da uyarılan ve teşvik edilen sonsal davranış kalıpları, kurallar tarafından yapılandı­rılan ve savunulan fikirsel imaj sistemlerini önemle yansıtan toplum­sal gelenekler haline gelirler.

Kuralların etkisinin temelinde onların ideolojik eğilimleri ve oto­ritenin kaynaklarıyla ilişkileri yer alır. Dahası kurallar, daha önceden gerçekleştirilmiş bulunan sentezler ve ortamlar üzerine temellenen sosyal ilişkilerin gelişimi ve süregelen anlam yapısına ilişkin gönder­melerde bulunurlar



OTORİTE HATALARI



Biyolojik farklılıklardan kaynaklanan otorite hiyerarşileri, kamu­sal alanda önemli ölçüde yayılma gösterir. Erkek egemen ekonomik, siyasal ve dinsel kurumlar bugün kendi aralarında da yarışma ve çeliş­ki ortamı yaratmış bulunmaktadırlar



ELEKTRONİK MEDYANIN ÖZEL OTORİTESİ



Radyo-televizyon stüdyoları ve aktarıcılar, dünyanın her yerinde en değerli ve korumalı teknik olanaklar arasında yer almaktalar. Yayın iz­ni almış çoğu ticari yayın istasyonunun, para basma izni almışçasına kazançlı oldukları söylenir. Politik huzursuzluk yaşayan ülkelerde, hü­kümet liderleri genellikle yayın etkinliklerini askeri olarak kontrol et­meye çalışırlar. Onların en büyük korkusu telekomünikasyonun, dev­rimci grupların egemenliğine girmesidir. Çünkü bu, onlar için en cid­di tehlike işaretlerinden biridir. Böyle bir egemenlik toplumsal gergin­liği yükseltir, belki de yöneticilerin iktidardan düşmesine neden ola­bilir.

Modem dünyanın en çok alkışlanan, ideolojinin en etkili taşıyıcıları ve toplumsal kurallarını ifade eden araçları arasında elektronik medya başta gelir. Medya, kısa dönem ka­lıpları ve bütün bir toplumu etkileyebilen uzun süreli gelenekleri teş­vik eder.

Kitle iletişim araçlarının ataerkil otoritelerinin diğer biçimlerini anlamamıza yardım edebilir. Bir anlamda elektronik kitle iletişim araçları, erkek kültürünün uzantıları olarak da değerlendirilebilirler. Onlar erkekler tarafından icat edilmiştir. Rad­yodan duyulan ilk sesler tüpler ve bakır teller ile sinyalleri aktaran er­kek mühendislere aitti.



KAMUSAL IMAJLAR VE BİREYSEL PRATİKLER: MEDYA, KURALLAR VE MAKRO-MİKRO SORGULAMA



Kurallar en küçüğünden çeşitli özelliklere sahip orta halli ortamla­ra ve en geniş makro-sosyal ortamlara dek çeşitli düzeylerde ve or­tamlarda işlerlik gösterirler

Yaşam alanları, çalışma mekânları ve buluşma noktala­rının tüm çeşitlerinin bilindik biçimde çevrelenmesi de aynı şekilde kurallar tarafından yapılır ve yönetilir.

Kitle iletişim araçları makro-sosyal ve mikro-sosyal ortamlar ara­sındaki mesafenin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur.





KÜLTÜR VE KÜLTÜREL İKTİDAR



Kültür, in­sanların, temelde kalıcı, ama aynı zamanda rutin iletişim ve sosyal et­kileşim içinde değişebilirlik özelliğine de sahip etkinliklerini, dünya görüşlerini, şeyleri, inançları içeren dinamik ve karmaşık çevresini ifa­de eder. Yani kültür, ortamdır

Günde­lik yaşam olarak kültür, her zaman için demokratik bir fikirdir!



IRK VE SINIF



Kültür ve ırk aynı şey değiller, ama her ikisi de çoğu zaman ya birlikte ele alınır ya da karıştırılır. Bu çok da garip bir durum değil, çünkü özel­likle modernite öncesi zamanlarda, yaşamın yansıyan karakteristik bi­çimlerinde coğrafi alanların paylaşımı, aynı zamanda göreceli bir ırk­sallık özelliği de göstermekteydi

Günümüzde hala çok güçlü bir direnç göstermekle birlikte, kültürün ırksal ve jeopolitik ta­nımları giderek daha karmaşık ve belirsiz duruma gelmiş bulunuyor. İnsanların dünyanın bir yerinden bir başka yerine olağanüstü göçleri ve kitle iletişim araçlarının inanılmaz gelişimi ve patlama halindeki yayılışı, kültürün etnik ve bölgesel durağanlığını önemli ölçüde değişi­me uğratmış bulunmaktadır



ALIŞKANLIKLAR



Bourdieu, insan­ları, onların yaşam biçimleriyle farklılaştıran’ kültürel gereksinimler ve etkinliklerin toplumsal olarak öğrenilmesi sistemini göstermek için alışkanlıklar fikrini yeniden gündeme getirir ve yeniden formüle eder. Alışkanlıklar kültürel etkinliği tümüyle kuşatırlar -üretim, algılama, gündelik pratiklerin gelişmesi vb. Alışkanlıkların, beğe­niyi değerlendirmek için hesaba katıldığı iddia edilirken, onların, kay­nağını duygu dünyasından alan estetiğin soğuk bir sistemi olduğu da kolayca söylenemez. Alışkanlıklar zihnimizi olduğu kadar bedenimizi de kuşatırlar.

Alışkanlıklar Bourdieu’ya göre toplumsal etkileşim alanındaki pra­tiğin mantığından hareketle ortaya çıkan bir beğeni mantığıdır, ancak bu tür etkinlikler, basitçe toplumsal kurallara boyun eğmek ya da on­ları sürdürmenin ötesinde etkindirler. Alışkanlıkları ortaya koyan ta­vırlar sistemi, dilin yaptığı biçimde doğurgan bir niteliğe sahiptir. Dil gibi kültürel yönelimler de özel formlara, stillere, anlamlara sahip açık sistemler olup, günlük kullanım içinde sürek­li olarak yaratılır, güçlendirilir ve aşkınlaştırılırlar.



HALKIN KÜLTÜRÜ



"Popüler kültür" terimi, ispanyolca’da ve Portekizce’de halkın kültürü anlamına gelir (de la gente, del pueblo da gente, do pova). Bu anlam­da popüler, yaygın olan, ana akım, egemen olan ya da ticari olarak ba­şarılı olan anlamına gelmez. Ama Latin dillerinde ve kültürlerinde

"popüler" terimi kültürün, sıradan halkın yaratıcılığından kaynaklan­dığı yönündeki görüşten daha fazlasını anlatır. Buna göre popüler kül­tür kaynağını halktan alandır, ona verilen değil



TAKIM KÜLTÜRÜ VE SOKAK KÜLTÜRÜ: İZLEYİCİLER VE KURUMLAR



En anarşik kültürel materyaller ve politik durumlar bile çıkar için paketlenir ve satılabilir. Özgün rock and roll, acid rock, folk rock, punk, heavy metal ve rap örneğin, yalnızca içinden çıktıkları alt kültürlerin amaçlarına hizmet etmezler, aynı zamanda bütün kültür endüstrisine ve ana akım değerlerle daha çok ilişkili olan insanların amaçlarına da hizmet ederler.



POPÜLER KÜLTÜREL SERMAYE: SİYAH ALTIN



Kitle iletişim araçları, özellikle televizyon, ırksal grupları, özellikle de Afrikalı Amerikalıları abartılı bir biçimde stereo tipleştirdiği için yıl­lardan beridir şikâyetlere hedef olmaktadırlar. Elbette ki siyahları şar­kıcıların, dansçıların ve sporcuların artık geride kalmış stereo tipleriy­le birlikte dışlamak tamamlanmamış, yanlış yönelimi i ve ırkçı bir de­ğerlendirme olur. Ancak böyle bir dışlama aynı zamanda popüler kül­türün gücünü yanlış anlamlandırmadır. Siyah atletin sevimliliği ve gü­cü, siyah şarkıcının muhteşem tonlaması, siyah dansçının çabuk ve kıvrak hareketleri estetik çekicilik ve cinsellik açısından, çağdaş popü­ler kültürün en sevimli biçimleridir. Şarkıcılar, dansçılar ve atletler önde gelen kültürel kahramanlardır.

KÜLTÜR VE KURALLAR



Kurallar "düşünüşün doğru ve yanlış yolla­rı hakkında kültürel fikirler ortaya koyarlar"

Kültürel durumu tanımlayarak kültürel iktidarın uy­gulanması, kuralları kurmak ve yeniden kurmaktır. —onun anlık ya da parçalı yeniden yapılışları da dâhil, toplumsal gerçekliğin kurulması ve düzenlenmesinin temel yönleriyle, kurallar otoriter olarak özel fi­kirleri ve eylemleri organize eder ve değerlendirir, onlar kültürün top­lumsal yapılanması içindeki yaratıcı yorumlar ve uyumlar için olanak­ları aynı anda ortaya koyarlar.

Kültürel iktidar, toplumsal işin nasıl yapıldığı ve onun ideolojik sonuçlarının ne olduğunun temel bir niteleyicisidir

Sembolik kaynakları rutin iletişim için­deki gündelik çevremizle birleştirme biçimimiz, çeşitli kuramsal bakış açılarından hareketle çeşitli çözümlemelere gönderme yapan sosyal pratiktir.



AKTİF İZLEYİCİ



Kitle iletişim araç­larının sembolik imgeleminin, izleyicilerdeki itaatkâr tepkileri hareke­te geçirdiğidir. İletişim teknolojisi ve insan ilişkisi, temelde medya içe­riğine ilişkin kategoriler ve izleyici topluluğu üzerinde yoğunlaşan sos­yal psikolojik ve psikolojik süreç terimleri içinde kavramsallaştırılmış­tır. Ara ştırma bulguları ve içerikleri, izleyici gruplarının istatistiksel anlamdaki karşılaştırması üzerine temellendirilmiştir.

El silah­larının kolayca kullanıldığı, aile dağılması, ekonomik sıkıntı ve yoksul kentlinin sorunlarının sergilendiği televizyonda, özellikle de ticari amaçlı televizyonlarda şiddet programlarının artarak devam eden üre­timi, şimdi genel kamu tarafından geniş ölçüde sorunun önemli bir ke­siti olarak kabul edilmekte. Ama medya endüstrisinin başını çekenler, bu temel konumlarını değiştirmeye hiç de istekli görünmemekteler. Onlara göre bazı çevrelerden önemli şikâyetler gelmekte, ancak halk şiddet içerikli programları şaşırtıcı düzeyde tüketmeyi sürdürmekte. Dolayısıyla da şiddetin ne denli kazançlı olduğu sorgulanamaz bile.



KULLANIMLAR VE DOYUMLAR



Etki araştırmalarında gelinen nokta, eleştirel tartışmalar ve diğer kitle iletişim araçlarının yanında televizyonun yaygın kullanımı ile birlikte, 1970’li yıllar boyunca iletişim kuramlarında yeni ve önemli birtakım yönelimlerin ortaya çıkmasına ve bunların uluslararası araştırma gün­demini de etkilemesine ortam hazırladı

Medyanın çoğunlukla olumsuz etkileri üzerinde yoğunlaşan bu dönüşüm izleyici "kullanım ve doyumları" yaklaşımı olarak bi­linir. Bu yaklaşıma göre izleyiciler kitle iletişim araçlarının pasif alıcı­ları ya da kurbanları değildirler. Bu yeni yaklaşımı ortaya koyanların iddialarına göre insanlar, medyayı belli bazı gereksinimlerini karşıla­mak üzere aktif olarak kullanırlar

Pozitif kanatta ise kullanımlar ve doyumlar kuramı, medya izleyi­cisine ilişkin ilk çalışmaların bazıları içinde sağlıklı bir eğilim gösterir. Erken dönem araştırmaların bazıları, insanların kişisel ve toplumsal anlamdaki birtakım gereksinimlerini karşılamak ve ilgilerini geliştir­mek için medyaya nasıl gönüllü olarak bağlandıklarını ortaya koyarlar

İnsanlar çoğu zaman medyaya harcadıkları zamanı kaçış amaçlı yaptıklarını söylerler. Ancak bu kaçış, çok farklı biçimlerde de yorum­lanabilir. Sözgelimi kaçışı, gerçeklikten uzaklaşma, sorumsuzluk, erte­leme vb. olumsuz anlamlarda kullanmak da mümkündür. Ama medya, özde insanları kaçışa zorlamaz ya da bunun asıl nedeni değildir. İnsan­lar belli durumlardan ya da zihinsel ortamlardan kaçmayı ve diğer dün­yalara gitmeyi kendi seçimleri olarak yaparlar. Onlar, buna çok çeşitli nedenlerden dolayı başvururlar.

McQuail ve meslektaşları ayrıca insanları, televizyon izlemeye yö­nelten nedenleri yansıtan bazı kategori sistemleri de geliştirdiler. Bu yöndeki ilk tipoloji televizyon yarışma programları ile ilgilidir. İzleyicilerin yanıtlarını, onların neden bu gösterimleri izledikleri sorusu çevresinde gruplandırarak izleyicileri sınıflandırmak yoluyla araştırma­cıların vardığı sonuç, izleyicilerin yarışma programlarından dört tür doyum aldıklarıdır: 1) öz gurur (izleyici yarışmacılarla yarışarak kendi birikimini değerlendirir)j 2) toplumsal etkileşim için ortam sağlamak (aile içi iletişim, arkadaşlarıyla sohbet etmek vb. için konu bulmak)j 3) heyecan (gündelik rutinlerden ve bireysel kaygılardan kaçmak, kendisini teşvik etmek)j 4) eğitimsel çekicilik (yansıtma ve pekiştirici eğitsel değerler). McQuail, ayrıca tüm program türlerinin içeriklerin­den hareketle, televizyon izleyicilerinin temel doyumlarını daha genel olarak irdelemek ve tanımlamak için bir kategori sistemi önerir. Bu ti­poloji de dört kesite ayrılır: 1) saptırma (rutinlerden ve sorunlardan ya da duygusal durumlardan kaçmak için televizyon ya da diğer medyanın kullanımı), 2) bireysel ilişkiler (çeşitli türlerde ve birlikteliklerde top­lumsal etkileşim), 3) kişisel kimlik (bireysel gönderme, gerçekliğin keşfi ve değer pekiştirimi) 4) varkalma (bilgi alma ve kamusal sorun­lar, haberler hakkında fikir geliştirme).



İŞLEVSELCİ GELENEK



İnsanların kitle iletişim araçlarına gönüllü olarak bağlanma ve bu de­neyimden yararlanmasına ilişkin güçlü varsayımlardan dolayı, kulla­nım ve doyumlar yaklaşımı, çoğunlukla. kitle iletişim araçlarının top­lum için olumlu yönde işlevsel olduğu biçimindeki çelişkili kuramsal düşünüşle birleşir. Kitle iletişimi kuramı ve işlevselci sosyolojik kuram arasındaki bu ilişki, Amerikalı siyaset bilimci Harold Laswell tarafın­dan 1940’larda dört kesit olarak geliştirilir. Laswell’in (194 iddiasınagöre kitle iletişim araçları toplum için dört temel şey yapar: onlar çev­reyi gözetlerler (haber ve bilgi verme işlevi), bu bilgiyi toplumla bağ­lantılı hale getirirler (editörlük işlevi), eğlendirirler (saptırma işlevi), ve kuşaklar arası kültür aktarma işlevini gerçekleştirirler (toplumsal­laştırma işlevi).

Kitle iletişim araçları ve insanlar arasında­ki ilişkinin bu kavramsallaştırılması çoğu zaman yanlış yönlendirilir, çünkü o, izleyicilerin kitle iletişiminin mesajlarıyla ilişkisini yığın içinde, toplumsal iyiyi yükseltmek için basite indirgenen, mekanistik, bireyselci, zihinsel etkinlik düzeyindeki yarar amacına dönük açıkla­malara indirgenir



PSİKOLOJİK YAKLAŞIM



Psikolojideki kuram ve araştırmalara yöneltilen en bildik eleştiri, bi­reysel düzeydeki kişilik çalışmalarının, çoğu zaman toplumsal dünya­nın gerçeklikleri içerisinde yeterince temellendirilemediğidir. Psikolo­jik kuramlar gibi, kullanım ve doyumlar yaklaşımı da büyük ölçüde ge­reksinimler, güdüler, doyumlar gibi bilişsel kavramlar üzerine temel­lenmekte, ama onları kuşatan yapısal sorunlarla fazla ilgilenmemekte­dir



GEREKSİNİMLER



Bütün kullanım ’ve doyum kuramcıları temel bir psikolojik kavram olan "gereksinim"i çözümlemeyi başlangıç noktası olarak alırlar

"Gereksinim" terimi, daha çok açlık ve susuzluk gibi yoksun kalma durumunu ya da sığınma, kişisel güvenlik ve temel bilişsel ya da top­lumsal dengeliliği içerir. Kuşkusuz bu gereksinimler bireyin iyi olması, kendisini mutlu hissetmesi esasına dayanırlar. Ancak bir gereksinimin tatmin edilmesi, biyolojik ya da psikolojik anlamdaki yetersizliklere yanıt vermekten çok daha fazla şeyleri ifade edebilir. Psikologların ço­ğu, insanoğlunun aynı zamanda keşfetme, yükselme, konum değiştir­me, paylaşma gibi istek ve gereksinimler içinde de olduklarına inanır­lar. Bu ileri düzeyli gereksinimler, örneğin Maslow’un ünlü gereksi­nimler hiyerarşisi içinde tartışılır. Daha yüksek düzeyli gereksinimler, biyolojik ve güvenlik gibi daha zorunlu gereksinimlerin karşılanması­nın ardından ortaya çıkarlar



GÜDÜLER



Bir güdü, gereksinim doyurmak yönündeki bilişsel, davranışsal yörün­ge boyunca insan eylemine yön veren itki ve dürtüdür. Bir güdünün bilinçli olarak algılanmasına gerek yoktur. O, daha çok duyuşsal bir durumdur

Her birey için bu süre­cin yönü, toplumsallaşmanın ve yetiştirmenin temel araçları tarafın­dan -kitle iletişim araçları- kültürün değişime uğratılan karakteristik temaları ile temas yoluyla etkilenir.



YÖNTEMLER



Yönteme yüklenen değer, bilişsel bir plan ve bir gereksinimi karşılamak için tasarlanan bütün her şeyi ifade eden bir et­kinliktir



YÖNTEMLER VE GEREKSİNİMLERİN DOYUMU



Bir kişi takdir gereksinimini karşılamak için güdülendirilebilir. Bu amaç için kişi, bilişsel planını, kültürel anlam­daki bir konusu üzerinde (dünya işleri, popüler müzik, moda) uzman haline gelebilmek biçiminde ortaya koyabilir. Bu tür bir uzmanlık ala­nı geliştiren birey, önemin, yararın ya da diğer bir deyişle arzu edilen bilginin sahibi olarak nitelendirilebilir. Dergilere özel abonelik, her gün dikkatli gazete okumayı, seçilmiş televizyon programları izlemeyi vb. çeşitli medya etkinliklerini, bu hedefe ulaşmak için harekete geçi­rebilir. Bu medya edimleri, söz konusu yöntemin gereklerini başarılı bir biçimde ortaya koydukları ölçüde, doyumun ilk aşaması gerçekle­şebilir. Kişi belli bir alanda uzmanlaşır. Yöntemin doğruluğu böylece takdire ulaşma gereksinimine karşı bilinçli olarak test edilir. Böylece başarının ya da başarısızlığın iki tarzı gerçekleşir. Bu özel etkinlik, bir yöntemin başarılı bir yasası içinde gelişebilir ya da gelişemez. O halde söz konusu yöntemin kendisi de bir gereksinimi karşılar ya da karşıla­maz.

On dokuz yaşındayken, evli bir arkadaşla yaptığım kısa konuşmayı hiç unutmayacağım. Hemen hemen yirmi yaşlarında olan arkadaşım haya­tında hiç mastürbasyon yapmadığını söylemişti. O’na, bunun nedeni­ni sorduğumda, o, bundan korktuğunu belirterek "ben onun (mastür­basyon) karımla arama girmesini istemiyorum" demişti. Arkadaşımın bana söylemek istediği şey imgelem gücüydü -göz kamaştırıcı imajlar ve senaryolar üretmek için zihin gücü. Yıllarca alıkonulduktan sonra ser­best bırakılarak ıran ve Lübnan’dan ayrılan Batılı rehinelere yalnızca bir tek şey bırakıldığı söylenir -imgelem yetileri. Onun kullanılmasıyla kalıcılık sağlanmıştır

İmgelem, toplumsal etkinin dışında var olan bağımsız, her­meneutik bir güç değildir. İmgelemsel olarak kullanıma konan imaj ya­pıları, rast gele bir araya gelmiş imajlardan oluşan ve güdüleyici olma­yan yapılar da değiller. Johnson "fikirlerimizin ve bağlantılarımızın bir yerlerden geldiğini" kabul eder

İdeoloji, kurallar ve kültür tartışmamızdan anımsayacağımız gibi, insanların düşünceleri ve eylemleri, imajlar, imaj yapıları, sembolik dünyalar ya da zaten bilinen şeylerin yapış yolları ile sınırlı değildir. Zi­hin yapıları ve insanal eylem, özgürlüğün, tercihin, ümidin ve gelece­ğin yaratıcı alanlarına yönelik sembolik dünya yapılarının ve gelenek­sel davranışın aşılabilmesidir. İmgelemin uygu­lanması bu aşma işinin yapış yollarından biridir. O, etkin izleyici savı­nın da temelidir.



HAREKETTE ANLAM



Kitle iletişim araçları günümüzde ulusal ve kültürel sınırları ko­layca aşmaktalar. Bu açıdan bakıldığında teknolojik bir gelişme kültürel egemenliğe ilişkin yoğun tartışmaları şiddetlendirdiği gibi uluslararası düzeydeki siyasal ilişkileri de etkilemektedir. Küresel ileti­şimin bu etkisi, özellikle de 1970’lerden bu yana Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) odaklı genel bir siyasa ha­line gelmiş bulunmakta. Ancak bu yöndeki en yaygın görüş, Ameri­kan-sahipli ulus-aşırı şirketlerin liderliğindeki Batılı güçlerin, dünya iletişimini, daha az güçlü ulusların ekonomik iyileşmelerine ve kültü­rel kimliklerine zarar verebilecek yönde tekelleştirmeleridir.

Bazı eleştirmenlere göre dünya çapında ege­men iletişim kanalları, teknolojik anlamda ileri olan ülkeler tarafın­dan modem kültürü yaymak ya da medya emperyalizmi sürecini ger­çekleştirmek için yönlendirilmektedirler.



KURUMLAR VE EMPERYALİZM



Endüstrileşmiş kapitalist toplumlar kitle dolayımlı mesajları da genel­de metaları ürettikleri yöntemle üretirler. Üretimin iki alanı arasında­ki tarihsel paralellik oldukça dikkat çekicidir. Endüstri ön­cesi toplumlarda insanlar olabildiğince özgüvenli olmak zorundaydılar.

Endüstri öncesi uzmanlaşma ve zanaatkârlık dönemi olarak belirmekteydi. Örgütlü endüstriyel etkinliğin en erken biçimlerinin gelişmesinin hemen ardından imalat aşamasına ge­çildiği gözlenmektedir. Erkekler ve kadınlar, üretimi yöneten patron­ları için çeşitli becerilerini kullanarak pazar kapmaya ve kitlesel üreti­me dayalı ilk mallarını satmaya çalıştılar

kapi­talist endüstrileşme süreci, imalat aşamasından başlayarak hızla büyü­dü. Endüstri ile bağlantılı gereksinimler olarak pazar ve reklâmcılık da gelişme gösterdi. Üretimin hızı ve etkisi büyüyerek kitleselleşme süre­cine girdi, buna bağlı olarak işbirliğine dayalı birleşik yapılar mantar gibi çoğalmaya başladı

Anthony Giddens endüstrileşmenin klasik Marksist ve kitle toplumu eleştirisini şöyle özetler:

"Üretimin gelişiminin zorlayıcıları olarak, özellikle kapitalist üre­timin himayesi altındaki birey, yaşam koşullarının denetimini, maki­nenin ve pazarın egemen etkisine devreder. Gerçekte insanı yabancı­laştıran nedir? İnsana özgü güçler, nesnelleşen bir toplumsal ortamdan serbestleşen güçler olarak deneyimlenir.

Üretim ve "popüler kültür"ün satışı, özellikle ABD’de kısa zaman­da önemli bir endüstri haline geldi.

20. yüzyılın önemli bir kesitinde kültür endüstrisi sahipliğindeki genel gidiş, onun, sayıları giderek azalan çokuluslu şirketlerin ellerin­de toplanma yönelimidir. Bunun da ötesinde kültür endüstrisiyle, karşılıklı bağlantılı kuruluşlar, geniş sistemin önemli bir kesiti haline gelmiş bulunmaktadır

Bugünün iletişim endüstrisindeki gidiş beş yüz yıl öncesinden be­lirmeye başlamıştı. Batılı medyanın belirmeye başlaması ilk kitle ileti­şim teknolojisinin icadı ile başlatılabilir. 15. yüzyılın ortalarında Av­rupa’da ilk kitle iletişim teknolojisi, elle çalışan baskı makinesidir

İletişim ve bilgi teknolojisi elbette ki iç içedir. Schiller’e ve O’nun sempatizanlarına göre, iletişim teknolojisi, "bilimsel ve teknik bilginin yaygınlaşması, bilgisayarlaşma ve uluslararası şirketleşmeyle de etkileşim içinde ticari ideolojinin, sözün ve eylemin dünya çapındaki hegemon­yasını olanaklı kılmaktadır. II. Dünya Savaşından bu yana "piyasanın ideolojik atmosferi"yle bu ileri düzeyli birleşmeler, Amerikan askeri ­endüstriyel ortaklığı tarafından da sürekli olarak desteklenmektedir



KURUMLAR VE TEKNOLOJİ: GÜÇ KİMDE?



Medya dolayımlı kültürel emperyalizm tezinin, kurumsal içyapı ve teknolojinin, yalnızca kendi sahiplerinin ve yöneticilerinin çıkarları­na yönelik bütünsel bir işleyiş içinde oldukları yönündeki varsayımın da artık bir yana bırakılması gerekir. Gerçeğin kanıtları ise bundan farklıdır. Kitle iletişim araçları, kurumları ve teknoloji çoğunlukla tam tersini yapar; onlar ideolojik ve kültürel çeşitliliği bazen sahipleri ve yöneticilerinin niyetlerinin tam da tersi yönde teşvik edebilirler. Her ne kadar söz konusu kurumlar, "kaynakların ve kuralların spesifik ve göreceli alanları olarak anlaşılsalar da" onlar, sonuçta toplumsal niteliktedirler. Onların toplumsal olmaları, her şeyden önce insanoğlu tarafından oluşturulmaları anlamına gelir. O hal­de nasıl ki bireysel yaşam, toplumsal gruplar, onların yapıları, araçları, üyelik ilişkileri zamanla değişime uğramaktaysa, ideolojik yapılar, ku­rumlar ve onların sunumları da toplumsal icatlar olup tıpkı yazarları ve yorumcuları gibi değişkendirler. Öyleyse denebilir ki gerçekliğin top­lumsal yapılanması, gündelik yaşamın dinamik yapısı kadar kurumla­rın doğasına da bağlı olan bir süreç olarak anlaşılmalıdır.

Bir tek kurumdan söz edilemez ama bir tek ideolojiden söz edilebilir. Elbette ki bir tek medya kurumu da yoktur. Aslında kitle iletişim araçlarından dünyaya ne sunulduğunu yakından incelediğimizde karşı­mıza çıkan şey çelişkili ve çeşitlilik gösteren temalar olur. Çünkü ku­rumlar, her biri kendi kimliğine, değerlerine, bakış açısına sahip olan çoklu yazar kadrosuna sahiptirler. Kitle iletişimi kurumları çalışanları çoğu zaman çalışanlar olarak bağımsız, yaratıcı, eleştirel, hatta isyankâr bir kişilik sergilemeyebilirler. Örneğin, Amerikan toplumbilimci Herbert Gans 20. yüzyıl öncesinde Amerika Birleşik Devletleri’nde ti­cari medya programcılığı yaratıcılarının devamlı olarak "kendi beğeni­lerini, kişisel değerlerini ifade etmek için... ve izleyiciler ile medya yö­neticilerinin denetiminden uzak kalmak için mücadele ettikleri"ne işaret eder



KURUMLAR VE TEKNOLOJİ YÖNLENDİRİLEBİLİR Mİ?



Devlet kurumları kitle iletişim araçlarını da kapsamak üzere, Brezilya, Çin gibi ülkelerde belli ulusal hedefleri gerçekleştirmek amacıyla siya­sal otoriteler tarafından yönlendirilirler

İdeolojik çeşitlilik yaratmada endüstriyel ve tüketici iletişimine ilişkin teknolojiler de kültür piyasası ve kurumları kadar önemlidirler. 1992 Amerikan başkanlık seçimleri teknolojinin demokratik potansi­yeli nasıl güçlendirdiğine iyi bir örnektir. 1992’de Amerikan aileleri­nin yüzde altmışından fazlası kablo televizyona aboneydiler. Birçok Kaliforniya şehrinde izleyiciler yaklaşık yüz kanalı izleyebiliyorlardı. 1990’ların ortalarıyla birlikte bu sayı bazı yerlerde beş yüzün üstüne çıktı. Kablo kanallar siyasal seçimleri de içeren pek çok kamusal konu­yu kapsamakta.

İdeolojik denetimin iki aracı -büyük kapitalist şirketler ve telekomünikasyon teknolojisi- aslında onlar, bir imajın açık, unu­tulmaz ve ölçüsüzce dolaşımını gerçekleştirmek için birleşmişlerdi. Bu­nun sonucunda ise egemen ideolojinin söz konusu yükümlülüğü ya da kültürel veya medya emperyalizminin teknolojik bir açıklamasının üzerinde durmanın zorluğu ortaya çıkmaktadır.

Global telekomünikasyon endüstrisi, teknolojinin inanılmaz gücü­nün çoğunu gerçekleştirmesine karşın, tarih, iletişim donanım sistem­lerini özel biçimlerde kötü amaçlı ya da ciddi olarak amaçlanmamış so­nuçlara yol açar biçimde kullanmak üzere yapılan kurumsal planlarla doludur. Örneğin, uydu aktarımlı televizyon sinyalleri rutin olarak alternatif kurumsal ve kişisel amaçlar için tahsis edilir

Modern zamanlarda sahip olduğumuz şey, fikirlerin oldukça geniş bir ifade alanı olan kitle iletişim araçlarını ve toplumsal yararları tam olarak kestirilemeyen veya denetlenemeyen, sürekli de­ğişme ve genişleme eğiliminde olan iletişim teknolojilerini de içeren dinamik toplumsal kurumlardır. Bu birleşim, ideolojik söylemler ve es­kiye oranla çok daha esnek, kullanıcıya yakın, çok daha demokratik teknolojik olanaklar üretmektedir. Kurumlar gelişmekte, teknoloji da­ha ulaşılır hale gelmekte, ideoloji de yayılmakta ve çeşitlenmektedir. Kullanıcılar da giderek daha çok özgürleşmekte ve daha yaratıcı hale gelmektedir. Kültür, yalnızca kültür endüstrisi tarafından ya da soyut­lanmış bireysel etkinliklerce üretilmemekte, aynı zamanda yaygın ola­rak dolaşan sembollerin bir araya gelmesi, benzeşmesi ve farklılaşma­sıyla da üretilmektedir. Yakından bakıldığında teknoloji, kültürel ikti­darın yaygınlaşan ve çeşitlenen uygulamasına yardım ederek kültür otoriteleri ve yorumcuları arasındaki mesafenin azalma­sına yardımcı olmaktadır. Teknoloji her politik-ekonomik sistemdeki kurumsal iktidarın çıkarlarına, karşı ya da yandaş bir işleyişe sahip ola­bilmektedir



ANLAM YARATMA



İnsanların, kültürel medyayı ve maddeleri kendi amaçları için kul­lanmak ve bazen de kötüye kullanmadaki bu yeteneklerinin temelin­de Fiske’e göre anlam yapısı içinde biçimlenen "zevk" vardır (\987;1989). Bu zevk aynı zamanda bir tür dirençtir. Fiske’e göre insan­lar sürekli olarak, bastırılmış, statik "kitle kültürü", "egemen ideoloji" ve kendilerinin karşısında duran kurumsal nitelikteki diğer baskın güçlerle mücadele ederler. Madonna’nın ve bütün kültürel sembolle­rin popüler yorumları ve kullanımları, başa çıkılmaya çalışılan, müca­dele edilen ve dilenilen egemen güçler tarafından kullanılan taktikler­dir. Öte yandan sıradan halk için de gündelik yaşam, sö­mürgeci güçlerin stratejilerine karşı bir dizi taktiksel manevra olarak değerlendirilebilir. Bu arada medya tüketicileri de bir bakıma "iktidar blok”una karşı mücadele eden insanlardır. Böyle bir değerlendirme önemli ölçüde Herben Schiller’in kültürel emperyalizm tezine benze­mekteyse de temel bir fark var.



ÇOKANLAMLILIK VE SEÇMECİLİK



İletişim disiplininde önemli bir çalışma alanı haline gelen genelde semiyotik, özelde de çokanlamlılık, John Fiske’in, tazeliğini henüz ko­ruyan kuramlarına ve özendirici yazılarına çok şey borçludur. Ancak sembolik tasarımın nasıl yapıldığına ilişkin incelemeler çeşitli biçim­lerde yorumlanmakta ve yakın geçmişteki yönelimin çok daha önce­sinde kullanılmaktaydı

Sosyal psikoloji ve iletişimdeki bu erken dönem çalışmalar, semiyotik çözümleme ve kültürel çalışmalar içindeki farklı bir perspektiften gelen iki temel ilkeyi yansıtmaktadır: hiçbir şey tam bir tarafsızlıkla yorumlanamaz ve anlam empoze edilemez. Her iki perspektiften bakıl­dığında dikkat çeken şey insanların, kültürel olguyu pop müzik yıldız­ları, televizyon programları, spor oyunları ve onların içinde güçlendi­ği, güdülendiği ya da başka biçimde karşılık bulduğu biçimler olarak yorumlanmakta ve kullanmakta olduklarıdır. Popüler kültür, bir kişi­nin ya da bir toplumun isteğinin dışında işleyen bağımsız bir güç değil­dir. 0, kaynağını geniş toplum kesimlerinden alır ve orada yankısını bulur. Medya ve popüler kültür, toplumsal değişmeye katkıda bulun­duğunda bu durum gerçekleşir. Çünkü temsil edilen fikirler, halkın hâlihazırda sahip olduğu niyetleri ve eğilimleri hedef alır. Söz konusu medya temelde örnekler sağlar ve spesifik öneriler sunar.



ANLAMIN YORUMSAL SİSTEMLERİ



Seçimsellik ve çokanlamlılık yalnızca sembolik ortamın yorumla­rına ilişkin bir şey değildir. Anlam yalnızca dış nesnelere yönelik bir şey de değildir. Yorumsamacılık aynı zamanda bir öz-keşfediş ve kav­rayış sürecidir. Bir simgenin her yorumu, onunla birlikte ve eşzamanlı olarak anlam kazanan benliğin de yorumu ve dönüşümüdür

Semboller farklı in­sanlara farklı anlamlar verebilirler ya da aynı insana farklı şeyler anla­tabilirler. Bir imajın ya da metnin farklı yanları aynı kişiye ya da fark­lı kişilere, farklı şeyler anlatabilir.

KÜRESELLEŞME



"Küreselleşme" terimi, iletişim ve kültürdeki son gelişmeleri betimle­mek için başvurulan önemli bir kavramdır An­cak bu terime yeterlilik kazandırılmalıdır. Yaşadığımız dünya mistik, tü­müyle kuşatılmış, eskimiş ve istenmeyen yerel nitelikteki toplumsal sistemlerin ve kültürlerin yerini tümüyle teknolojik temelli süper top­lumun almış olduğu küresel bir köy değildir. Teknolojinin dehşet ve­rici ilerlemesine karşın, bizler tek insan haline gelmedik, gelmeyeceğiz de. Askeri silahların reklâmcılık tekniklerini, egemen dillerin medya biçimlerini, moda akımlarını da içeren homojenleştirme güçlerinin dünyanın her köşesinde kültürü ve bilinci inanılmaz ölçüde etkilediği gözlenmektedir. Etkiiemenin bu alanlarının belli standartlaştırıcı de­ğerler ve pratikleri sunduğu ve pekiştirdiği dikkati çekmektedir. Ama bu tür kültürel politik ekonomik etkiler kültürel ortamlara tek biçimci olarak girmezler. Onlar genellikle çeşitli yerel ortamlarla etkileşirler. Küresel bir alanda uygulamaya konan kültürel homojenleştirme güçle­ri heterojen kesitlerden oluşan geniş bir ideolojiler ve gelenekler çeşit­liliği ile karşılaşır Nasıl ki televizyon programları, filmler ve popüler müzik herhangi bir toplumdaki izleyicileri/tüketicileri her tür aldatmaya açık pasif alıcılara dönüştürememekteyse, dünya çapında bilgi aktarımı yapan iktidar da aynı şekilde ulusal ya da kül­türel düzeyde otomatik bir taklit ve uyumlandırmayı tam olarak teşvik edemez.



YERSİZLEŞTİRME



Yeni kültürel alanların oluşmasındaki ilk adım yersizleşmedir (bölge­sizleşme -deterritorialization). Bu kavramla, Garcia Canelini’nin söz­lerinde, kültürün coğrafya ve toplumsal alanla (yeniden sömürgeleş­tirmeyi de içeren) ve sembolik üretimin önceki biçimleri arasındaki "doğal" ilişkinin yitimine gönderme yapılır

Yersizleşme, kıs­men mevcut kalıpların, sembolik gruplaşmaların ve insansal bütünlü­ğün bozulmasıdır. Bu, kültürel yapıların, ilişkilerin, yerleşimlerin ve temsillerin ileri düzeyli parçalanmasıdır. Yersizleşme, daha önce üze­rinde durduğumuz kültürel karşıtlıkların bir sonucudur. Bu yönüyle o, karşı çıkıcıların ya da bölücülerin güdülendikleri kültürel değişmenin bir göstergesidir.

Kültürel yersizleştirmenin etkisi yalnızca yerlerinden uzaklaşanlara da indirgenemez. Örneğin, Alman­ya’daki göçmen Türk işçileri hem Almanlarla etnik-kültürel bir ilişki içine girerken diğer yandan da birbirleriyle ve anayurtlarındaki Türk­lerle ilişki içindedirler. Bu üç kültürel alan aynı zamanda birbirleriyle etkileşim içindedir. Modem iletişim teknolojileri bu etkileşim alanın­da önemli bir rol oynar: Türklerin Almanlar hakkında nasıl bilgi al­dıkları (ve daha az ölçüde Almanların Türkler hakkında nasıl bilgilen­dikleri); Türklerin Almanya’da Türk kimliklerini sürdürmelerinde ve Türkiye’deki halklarıyla ve kültürleriyle bağlarını yaşatmayı devam et­tirmelerinde anahtar bir rol oynarlar. Benzer koşullar diğer yerlerdeki göçmenler için de geçerlidir



KÜLTÜREL ERİTME VE ARACILIK




Kültürleşme-ötesi, kültürel formların diğer kültürel formlarla etki­leştikleri yerde, zaman ve mekân aracılığıyla, içerisinden geçerek bir­birlerini etkiledikleri ve yeni formlar ürettikleri bir sürece gönderme yapar. Gördüğümüz gibi bu kültürel sentezler çoğunlukla halkın bir coğrafi bölgeden diğerine fiziksel hareketinden kaynaklanır. Ancak birçok kültürel karşılaşma, kitle iletişim araçları ve kültür endüstrisi tarafından olanaklı hale getirilir. Modem teknoloji kültürel mesafenin -uzam ve mekân- temellerini yeniden kurar. Bu çok daha somut biçim­de fiziksel alana ilişkin terimler içinde açıklık kazanır.

Kültür-ötesi, bir yandan geleneksel kültürel kategorileri yıkarken diğer yandan yeni kültürel türleri birleştirir. Modem iletişim teknolo­jisi bu yaratıcı süreci kolaylaştırır. Garcia Canclini’nin gözlemlediği gibi:

"yeniden üretim teknikleriyle, evlerini; yüksek kültürü popüler kültürle birleştirmeye yarayan bant ve disk repertuarıyla donatmak is­teyen herkese olanak verilmekte. Ki onlar kendi işlevlerini ortaya ko­yan birçok kaynağı da birleştirirler”.

Kültür-ötesi, kültürel formları yayarak kültürel melezler yaratır. Melez formlar ve türler, tanımlamalarla bildik hale gelir. Örneğin, 1990’larda rap müziğin küresel akışını düşünün. Amerika’nın kenar mahallelerindeki gettolarında doğan rap müzik ve hip-hop kültürü dünya çapında yayılırken, pek çok yerel pop müzik çeşitlerini de etki­ledi. Çok satan bazı Latin Amerikan pop müzik sanatçıları rap müziği, pop, salsa, tropikal ve reggae ile kaynaştırdılar. Anavatanı Çin olan pop şarkıcılar, rap şarkıları repertuarlarına aldılar.

YERLİLEŞTİRME



Yerlileştirme, ithal edilen kültürel formların yerel özellikler üzeri­ne bindirilmesi anlamına gelir. Örneğimize devam edelim: rap müzik Endonezya gibi bir yere ihraç edildiğinde ne olacağını düşünün bir kez. Rap’ın bilinmeyen, ithal dizisi ve tavrı Endonezyalı müzisyenler tara­fından uyumlandırılır. Ama aynı zamanda onun tınısı da yerlileştirilir. Böylece yerel dilde, lirik özelliğiyle Endonezya rap i yerel kişiliklere, koşullara ve durumlara uydurulur. Burada müzikal melez Amerikan si­yah kültürü ile Endonezya kültürünün bir karması olarak karşımıza Çı­kar. Ama elbette ki bunun gibi melez yapılar birinci yerdeki "salt" kül­türel biçimlerden gelişmez. Endonezya kültürü Hindistan bölgesinin tarihi ve Güney Doğu Asyalıların etkilerini yansıtırken, Amerikan si­yah kültürü Afrikalıların kültürleri ve Avrupa-Amerikalıların kültür­leri tarafından güçlü biçimde etkilenmiştir. Onlar birbirleriyle karşı­laşmadan çok önceleri melez özelliğe sahiptiler. Kültürel yerellik doğal sınırlar içinde yer alır.



YENİDEN YERLİLEŞME



Kültürel alanların yerleşimleri ve tabuları modem dünyada değişime uğramakta, ancak halk, kendi kişisel kimliğini ortaya koymak ve gü­ven duygusunu yükseltmek için kendi kendisini kültürel olarak hala organize etmekte. Kuşkusuz toplumsal ilişkilerin, etkileşimin yerel bağlamlarından kopması ve onların, zaman ve mekânın belirsiz aralık­ları düzeyinde yeniden yapılanışı yönsüzlük ve ürkütücülük olabilir. Ancak yeni ortamlarda yeniden konumlanan top­lumsal ilişkiler ve yeni kültürel alanların gelişimiyle insanlar, duyuşsal güven ve huzur bulmak için modem yaşamdaki kişilik seçme eğilimle­rinin üstesinden gelebilirler

Yeniden yerlileşme, ortak hareket eden iki olguyu kapsayan geniş bir kavramdır. Buna göre, birincisi, kültürel alanın yaşam biçimi, el sa­natları, semboller, ortamlar gibi öğeleri, yeni yorumlara ve kavrayışla­ra tümüyle açıktırlar. Yeniden yerlileşmenin diğer anlamı ise, kültü­rün, toplumsal etkileşimler aracılığıyla zaman zaman kişisel iletişim teknolojilerinin ve kitle iletişim araçlarının yaratıcı kullanımlarıyla sürekli olarak yeniden oluşturulduğudur. Dolayısıyla da kültürel yeni­den yerlileşme, denetleyemedikleri şeylerden dolayı insanlara bir şey yapmak değildir.

Her yerde insanlar yaşamın, dil, din, toplumsal etkileşim tarzları, beslenme vb. bildik öğelerinden oluşan biçimlerini anlamlı kılmaya devam etmekteler. Bu kültürel öğeler yalnızca zaman ve uzamın gele­neksel alanlarında yerleşikliklerini sürdürmezler. Çünkü kültür yapıla­bilir ve değiştirilebilir. O ayrıca sentetik (yapay) ve çokludur. Dünya­nın çeşitli yerlerindeki göçmen grupları uzak kültürlerin yerel versi­yonlarını yansıtırlar. Ama kültürel yeniden yerlileşmeyi, basitçe deği­şen nüfusun bir sonucu olarak düşünmemeliyiz. Kültürel yeniden yer­lileşme, ayrıca evinden hiçbir zaman uzaklaşmamış olan insanlar için de bir yaşam kesitidir. En önemli ve geniş kültürel alanların bir kısmı dolayımlı ve sembolik yerlerdir.



GÜNDELİK OLANIN PROGRAMLANMASI




Hegemonya kavramı, yirminci yüzyılın erken dönemi boyunca, mi­litan Avrupa faşizminin yakın bütünleşme etkisini açıklamaya yardım ettiyse de, küresel düzeydeki siyasal ve kültürel koşullar bugün büyük ölçüde Farklıdır. İdeolojik ve kültürel hegemonya kuramları, toplumsal sınıfları düzenli olarak böler ve onların davranışları konusunda kesti­rimlerde bulunmaya çalışır. Bunun ötesinde, alt sınıf tarafından hege­monik iktidarın her kabul edilişi teslimiyet, her ret edilişi de direnç olarak alınmamalı. Her şey egemen sınıfın değerlerinin temsiline in­dirgenemez. Popüler kültürün bazı yönleri egemenin mantığından çok diğerlerine karşılık gelmektedir.

Madalyonun öteki yüzü ise egemen ideoloji ve kültüre yönelik po­püler direniştir. Ancak kitle iletişim araçlarını da içine alan toplumsal kurumların kendi izleyicilerini tümüyle kontrol edememeleri gibi, bi­reylerin ve itaat ettiren grupların özerkliği ve iktidarı da sınırlıdır. Bundan ötürü de emperyalizm veya hegemonya kuramlarının temelini oluşturan uslamlamanın özüne tümüyle karşı durmak istemiyorum. Hiç kuşku yok ki toplumun ideoloji üreten temel kurumları, birbirle­rini pekiştirirler ve ekonomik, politik ve kültürel iktidarın temel mod­larını sağlamlaştırmak için hizmet ederler. İnsanlar her ne kadar ide­olojiyi ve kültürü yerleşik durumlar ve gündelik yaşamın her anında sürekli yeniden ve yeniden kat ederler, mikro-sosyal davranış aslında sıkça ideolojik ve kültürel tercihleri ve makro-sosyal yapıların sınırla­rını yansıtır.

Akıllı okurların metinleri yeniden inşa etmekten zevk aldıklarını gösteren sonsuz çalışmalar or­taya koyabiliriz. Ancak bu demek değildir ki kitle iletişimi genelde olumlu sosyal değişme için işlevsel olan bir şeydir.

Alkışlanan aktif izleyiciler de televizyon mesajlarının ideolojik içe­riğine sürekli olarak karşı duran ya da onları değiştirmeye çalışan kim­seler değillerdir. Zaten onlar, aracın görünümünü niyet ettikleri an­lamlara göre yeniden biçimlendirmeye ya da seyredilen mesajların si­yasal ve kültürel sonuçlarının değerlendirmesini yapmaya da her zaman hazır değillerdir. Aslında dolayımlı imgelem, ideolojik ve kültü­rel motif ve kategorilerin yaratılmasına ve biçimlendirilmesine yar­dımcı olur. Medya mesajlarının, günlük kişilerarası söylemle kaynaşan içeriği, genelde onlara içkin olan egemen ideolojik ve kültürel öğele­rin sunulması, pekişmesi ve yaygınlaşmasına katkıda bulunur. Çünkü izleyiciler, medya içeriği biçiminde kendilerine sunulan mesajlardan seçim yapabilmekteler. Dolayısıyla da onlar genelde aynı temaları, fi­kirleri ve imajları alabilmekte, yorumlayabilmekte, yayabilmekte ve yeniden biçimlendirebilmekteler. Yeni teknolojik formların yaygınlaş­ması ve son yıllarda sayıları hızla artan kanal sayısı, kullanıcının ter­cihlerini hızla artırırken, söz konusu tercihlerin hala sponsorlar tara­fından yönlendirildiği de bir gerçek olarak karşımızda durmakta. O halde başat ve süregelen anlamıyla kitle iletişim araçları, seçilerek ve­rilen sembolik sunumlarla insansal deneyimlerin hala belli yönlerini yansıtmaktadırlar. İronik olarak, izleyiciler tarafından medya teknikle­rinin ve içeriğinin kişisel, sosyal ve kültürel kullanımları aynı zaman­da onların bazılarının (medya) etkisinin çok daha derin olmasına yol açabilmektedir.

Açıkçası kitle iletişim araçlarının evrensel baskı kurucular ya da kurtarıcılar olarak işlev gördüklerini ileri süren herhangi bir görüş, ile­tişim sürecini fena halde çarpıtıyor demektir. Çünkü kitle iletişim araçları aynı anda ve aynı yerde hem baskıcı hem de özgürleştirici ola­bilmektedirler. Karmaşık sembolik metinler ve karmaşık yorumsal içerikler arasındaki bu ilişki, gerek eleştirel gerekse işlevselci kuramlar tarafından tatmin edici biçimde açıklanabilmiş değil henüz. Karşı kar­şıya olduğumuz şey, "yapı" ve "araç" arasındaki klasik ilişkinin çıkma­zıdır. Sözgelimi yapı (egemen ideolojik ve kültürel parametreler ve yönlendiriciler) üzerinde çok fazla vurgu yapılması, sosyal zorlamanın etkisini abartmak olur. Ki bu da içinde yaşadığımız dünyanın, dışımız­ da bulunan ve bizi kontrol eden dış etkenler tarafından aşırı ölçüde et­ki altında olduğunu kabul etmek demektir

İnsanlar medya programlarını gerek kültürel gerekse top­lumsal anlamda akılcı bir biçimde ve amaçlarına uygun olarak seçmek­te, yorumlamakta ve kullanmaktayken, onların seçimleri, yorumları ve kullanımları iç ilişkileri tarafından, daha geniş ölçüde de sosyal ilişki­leri tarafından ve özellikle içinde toplumsal ilişkilerin doğduğu kültü­rel ortamları tarafından önemli ölçüde etkilenmektedir

Metinlerin belirsizliğine, çeşitliliğine ve insanların, gündelik ya­şam içinde yorumlayıcı yaracılıklarını rutin olarak sergilemelerine kar­şın, hiç bir semantik görüşme, zorlamalar olmaksızın gündeme gelmezi. Bölümdeki tartışmadan da anımsayacağımız gibi sembolik formların tümü, anlamın değişimini kolaylaştıran yapısal özelliklere sahiptirler

Yapının, yorumu nasıl etkilediğini anlamak için, daha geniş kültürel, siyasal ve ekonomik koşulları da dü­şünmeliyiz. Yapılanım kuramı, kurumsal değerler ve tercih edilen top­lumsal pratiklerin destekleyici yeniden üretimi, sosyal aktörlerin amaçlı olarak vurgulanışı, mikro-sosyal süreçlerle makro-sosyal koşul­ları bütünleştirir. Bu, yapılanımın gizil ikiliğini ortaya koyan, zaman içerisinde yapı ve aracın sürekli ve hedefsizce akışıdır. İkililik bu kura­mın özüdür.

Bir dilin her bir sunucusu dili kullanıma ilişkin olarak onu bilgi­lendiren kodlar tarafından etki altına alınır ve yönlendirilir. Sunucu­nun, dilin sözel yapısını biçimlendirmek üzere bir araya gelen ve ta­nımları farklılaşan özellikler içindeki bu yolu kabul etmekten başka bir seçeneği yoktur.



KÜLTÜREL ETKEN



İletişimin yapılanması ve biçimlendirilmesi, yerelden küresele uzanan ortam içinde yer alan kültür tarafından gerçekleştirilir. Halk, kültürel bellek­lerini kültürel bir imgelemle birleştirerek kısmen bakış açılarını, öy­küleri, imajları ve fikirleri yorumlar. El­bette ki kitle iletişim araçları bu çağdaş iletişim etkinliği için başat bir rol oynarlar. Medya içeriğinin toplumsal etkileşim içinde nasıl asimi­le edildiği, biçimlendirildiği, dirençli hale getirildiği ve aktarıldığı, ya­pı ve araç arasındaki özel ilişkilerin nasıl daima tarihsel olarak ko­numlanmış kültürel durumları yansıtacağını göstermektedir. Bu kita­bın önemli" bir kesiti bu iddiayı desteklemeye ayrıldı.



SON SÖZ



Medyanın, iletişimin ve kültürün karmaşık, etkileşimci, genelde de çe­lişkili doğasını ele almak için kabul etmemiz gereken üç temel aksiyon var. Yapı yerleşik ve kararlı değildir; sembolik mesajlar polisemik ve multisemiktirler; ve sosyal aktörler sembolik ortamı, kendi kişisel, sos­yal ve kültürel çıkarlarını geliştirecek biçimlerde kullanmayı ve yo­rumlamayı tercih ederler. Biz temelde kültürün, sürekli olarak iletişim içinde yapılandığını, kültürel kopuklukların, melezliklerin, kutupla­rın, stratejilerin, etkileşimlerin, aracılıkların, söylemlerin ve yayılma­ların anlamayı nasıl güçlendirdiği üzerinde durmaktayız. Sonuçta var­dığımız nokta, kural-yönlendirmeli ortamların tuzağa düşüşüdür.

Lull James, (çev) Nazife Güngör; “Medya İletişim Kültür” Vadi Yayınları

Medya İletişim Kültür Kitap Özeti
kanarya
Anadolu Yakası
Yaş : 47
Cinsiyet : Bay
Kayıt : 6 Mayis 2008 Salı
Durum : Offline
Bizim medya 14 �ubat 2010 Pazar 20:33:06
Bu akademik yazılardan Türk medyasının haberi var mıdır, acaba?

Bu konuya yeni bir mesaj göndermek için tıklayınız Kültür, iletişim ve medya - Medya İletişim Kültür Yukarı
Sayfalar :  1  
Reklam vermek için tıklayınız.
Üye Ol - Şifremi Unuttum - Forum Yardım - Forum Kuralları - Reklam - Bize Ulaşın  
Sayfamızda yayınlanan tüm materyallerin hakları sahiplerine aittir. © anadoluyakasi.gen.tr 07/08
 (0,18 saniyede yüklendi.)